12 Haziran 2015 Cuma

MESCİD-İ AKSA




MESCİD-İ AKSA



Mescid-i Aksa (Arapça: المسجد الأقصى),İslam dinine inananlarca kutsal mekânlardan biridir.



Mescid'i Aksa halife Hz.Ömer tarafından M.S.638 yılı itibariyle yaptırıldığı,daha sonra Emevi halifeleri I.Mervan ve Abdulmelik tarafından genişletilerek I.Velid zamanında son şeklinin verildiği bilinmektedir.




Türkçede "En Uzaktaki Mescit" anlamına gelir. "Beyt-i Makdis" veya "Beyt-i Mukaddes" adı da verilir.




Mescid-i Aksa'nın yapımı:



Bir İslam mabedi olan Kubbetüs Sahra 7.yüzyıl sonlarında inşaa edilmiştir ve yine avluda yaklaşık aynı dönemde yapılmış olan Mescid-i Aksa bulunur. Bu ikisi aynı tepe üzerindeki farklı islam dini yapılarıdır.



M.S.638 yılında Hz.Ömer döneminde Kudüs fethedildikten sonra Mescid-i Aksa inşa edildi.Hz.Ömer'in burayı seçmesi o mekâna atfedilen kutsiyetten ileri geliyordu. Mescid-i Aksa daha sonra Emevi halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında genişletildi. Mescid-i Aksa'nın hemen yakınında bulunan Kubbet-üs-Sahra adlı mabed de halife Abdülmelik bin Mervan tarafından inşa ettirilmiştir.




İslam'daki yeri:



Mescid-i Aksa,Kudüs şehrinde bulunan Müslümanların ilk kıblesidir.Kıblenin yönü daha sonra Mekke'deki Mescid-i Haram'a çevrildi.




Sebe suresi'nin 14.ayeti şöyledir;



"Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimizde,onun ölümünü,bastonunu yiyen ağaç kurdundan başka onlara gösteren olmadı.Böylece o yere yıkılınca, anlaşıldı ki cinler eğer gaybı biliyor olsalardı aşağılayıcı azabın içinde kalmazlardı."




Ayetin tefsirinde şu bilgiler verilir: Hz.Süleyman,Mescid-i Aksa'nın inşasında cinlerden de yararlandı.Bu inşaat işinde insanların yapmaya güç yetiremeyecekleri zor işleri cinler yapıyorlardı.Ancak Hz.Süleyman bir gün mihrabında asasına dayanmış halde ibadet ederken öldü.Cinler onun ibadet ettiğini sanarak işlerini yapmaya devam ettiler.Sonuçta Hz.Süleyman'ın asasını içten güve yedi ve asa kırılınca onun cesedi de yere düştü.Böylece öldüğü anlaşıldı.




Miraç; İslamda Mescid-i Aksa'nın müstesna yerinin bir sebebi de Hz.Muhammed'in(s.a.v) isrâ ve miraç mekânı olduğuna inanılmasıdır.Rivayetlere göre Hz.Muhammed(s.a.v) Ramazan ayının 27.gecesinde önce Burak isimli bineğe,bindirilerek Mescid-i Harâm'dan alınmış ve Mescid-i Aksa'ya götürülmüştür.



"Kulu Muhammed'i bir gece Mescidi Haram'dan (Kabe'den) yola çıkararak,
kendisine bazı mucizelerimizi,olağanüstülüklerimizi gösterelim diye,çevresini kutsal kıldığımız Mescidi Aksa'ya (Kudüs'e) ulaştıran Allah,her türlü noksanlıktan uzaktır.O her şeyi işiten ve her şeyi görendir."

İSRA SURESİ 1.AYET



Günümüze kadar yaşanan olaylar:


21 Ağustos 1969: Denis Michael Rohan adlı Avustralyalı bir Yahudi Mescid-i Aksa'yı kundaklama girişiminde bulundu.


Nisan 1980'de Meir Kahane, Mescid-i Aksa'nın bir köşesine patlayıcı madde koyarak patlatmaya çalıştı.


8 Nisan 1982'de bir kez daha Mescid-i Aksa'nın ana girişine patlayıcı madde yerleştirildiyse de cami görevlileri tarafından patlamadan ortaya çıkarıldı.


10 Nisan 1982'de Meir Kahane taraftarlarından bir grup militan, zorla Mescid-i Aksa'ya girmek istedi.


21 Mart 1983'te Mescid-i Aksa'ya gizli bir yoldan girmek için tünel açıldığı tespit edildi.


14 Ocak 1986'da Knesset üyesi bazı parlamenterler askerlerin koruması altında Mescid-i Aksa'ya girmek istediler.


8 Ekim 1990 tarihinde Mescid-i Aksa'ya yönelik saldırıda 30 Filistinli hayatını kaybetti, 800'e yakını yaralandı.


28 Eylül 2000 tarihinde Ariel Şaron çok sayıda İsrail askerinin ve polisinin koruması eşliğinde, normalde müslüman olmayanların girişine izin verilmeyen Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmesiyle pek çok çevre tarafından "provokasyon" olarak nitelendirildi. Filistinlilerde infial yaratıp şiddetli protesto gösterilerine neden olan "İkinci İntifada" (ayaklanma) patlak verdi ve beş yıl sürdü.


Mescid-i Aksa resmen Ürdün Evkaf Bakanlığı yönetimi altındadır. Ama İsrail Devleti Kudüs'ü ilhak ettiğini iddia ettiği ettiği için efektif yönetim İsrail devleti otoritesi tarafından yapılmaktadır. Ekim 2009 tarihinden itibaren İsrail Mescid-i Aksa'ya girişi kısmen engellemistir.

27 Mart 2015 Cuma

Ebü'l-Vefa (k.s) ve Fatih Sultan Mehmet Han



Ebü'l-Vefa (k.s) ve Fatih Sultan Mehmet Han



Osmanlı padişahları arasında Allah dostlarına hürmet ve muhabbet göstermek konusunda Fatih Sultan Mehmet Han (rah.) ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Hacı Bayram Veli’nin (k.s) talimatıyla henüz bebek iken terbiyesi Akşemseddin Hazretleri’ne (k.s) ısmarlanan Fatih Sultan Mehmet Han, Allah dostlarına ömrünün her döneminde teveccüh göstermiş; aldığı terbiye gereği her icraatında onların rıza ve dualarını almaya özen göstermiştir. Allah’ın veli kulları bu muhabbet ve hürmete karşılık Fatih Sultan Mehmet Han’ın üzerinden dua ve himmetlerini eksik etmemişler, Devlet-i Aliyye vesilesi ile İslâm ümmetine götürülen hizmetlere bizzat katılmışlardır. Her ölçüde inceliği esas alan Hak dostları, kendilerine teveccüh eden bir padişah dahi olsa ölçüyü bozmamış; İslâm ümmeti için en hayırlı hükümlerin verileceği ölçülere her zaman riayet etmişlerdir.


Konstantiniyye’nin fethedilip İstanbul olarak Osmanlı ülkesinin başkenti ilan edildiği dönemlerde İstanbul’a gelerek dergâh kuran Ebü'l-Vefa Hazretleri (k.s), dergâhının ve türbesinin bulunduğu semte adı verilmiş, güzide velilerden birisidir. Dergâhını kurduğu ilk günlerden itibaren irşadı ile İstanbul’daki birçok gayrimüslimin hidayetine vesile olan Ebü'l-Vefa'nın (k.s) saadetli ismi sevilen bir zat olarak günden güne yayılır ve nihayet Osmanlı sarayına kadar ulaşır. Osmanlı mülkünün hünkârı Fatih Sultan Mehmet Han, feyizli sohbetleri kulağına kadar gelen, kâmil ahlâkı ve manevî hâlinden övgüyle bahsedilen bu gönül sultanını ziyaret etmek üzere lalasını (hocası) yanına alarak Vefa Dergâhı’na doğru yola koyulur.


Dergâh Kapısında Bekleyen Sultan


Ebü'l-Vefa Hazretleri’nin (k.s) mütevazı dergâhına gelen büyük hünkâr, hizmetli dervişlere şeyh hazretleri ile görüşmek istediğini iletir ve kendisini ziyarete kabul buyurmasını rica eder. Hünkâr, lalası ile beraber dergâhın giriş odasında edeple beklemektedir. 


Hizmetli dervişlerden biri, Şeyh Hazretleri’nin (k.s) odasına girmek için destur ister ve hünkârın ziyaret dileğini Ebü'l-Vefa Hazretleri’ne (k.s) arz eder; “Efendim, Hünkârımız Fatih Sultan Mehmet Han huzurunuza çıkmak için destur isterler. Sizi ziyaret etmek maksadıyla dergâhımıza gelmiş bulunmaktalar.” Ebü'l-Vefa Hazretleri (k.s) bir an duraksar. Allah dostlarına has bir tevazu hâliyle sesi titrer; “Padişah Efendimiz, Hazreti Peygamber’in (s.a.v) müjdesine nail olmuş o kutlu zat, bizim gibi bir dervişi mi görmeye gelmiş?” buyurur. Karşısındaki mürit; “Ne buyurursunuz Sultanım… Kendileri giriş odasında beklemektedir.” der. Şeyh Hazretleri (k.s) “Hünkârımıza özrümüzü beyan edin. Şu anda kendisiyle görüşecek müsaitliğimiz yoktur.” buyurur. Hak dostunun cevabını Osmanlı Sultanı’na bildiren mürit, Fatih Sultan Mehmet Han’ın söylediği sözler üzerine tekrar Ebü'l-Vefa Hazretleri’nin (k.s) odasına döner; “Efendim, Hünkârımız dedi ki, Şeyh Hazretleri (k.s) meşgul ise beklemeye talibiz. Yeter ki nazarlarına girmek nasibimizde olsun.” Büyük hünkârın kendisine olan teveccühü Ebü'l-Vefa Hazretleri’nin (k.s) gönlüne dokunur. Ağlamaklı bir ses tonuyla; “Kendimizi iyi hissetmiyoruz. Hünkârımız beklemesin inşaAllah.” buyurur. Derviş, Ebü'l-Vefa Hazretleri’nin (k.s) buyurduğu sözleri kelime kelimesine hünkâra iletir. İstanbul fatihi Sultan Mehmet Han dolan gözlerini yere çevirir; “Demek böyle buyurdu” der. Bir müddet bekler. Nihayet gözlerinden süzülen birkaç damla yaşla lalasına dönen büyük sultan, teessürünü dile getirerek; “Gördün mü lala, açılmaz dedikleri Konstantiniyye’nin kapısını Allah’ın izniyle açıp şehre girebildik ama bir veli kulun tahta kapısından içeri giremiyoruz.” der ve Hak dostunun ziyaretinde bulunamamanın verdiği üzüntü ile saraya geri dönmek üzere dergâhtan ayrılır.


"Padişah Efendimize Çektiğimiz Hasretlik Yeter"


Osmanlı Sultanı’nın dergâhtan ayrılmasıyla hizmetli derviş, az önce kendisini iyi hissetmediğini ifade eden mürşidinin hizmet ve ihtiyacını görmek için yanına birkaç mürit alarak odasına girer. Ancak Ebü'l-Vefa (k.s) odasında değildir. Dervişler mürşitlerini dergâhın arka bahçesindeki gülistanda, eğildiği yerden gül dallarını izlerken bulur. Sırtı kendilerine dönük olduğu hâlde, yanına edeplice sokulan dervişler “Hünkârımız gitti mi?” diye soran mürşitlerine cevap verir; “Gittiler sultanım.” Hazret istifini hiç bozmadan tekrar sorar; “Peki, ne buyurdular?” “Padişah Efendimiz sizle görüşemeyince çok müteessir oldular sultanım” diye hünkârın üzüntüsünü dile getirip, hünkârın lalasına söylediği sözleri Şeyh Hazretleri'ne bildirirler. Bunun üzerine Ebü'l-Vefa Hazretleri (k.s) doğrularak yüzünü müritlerine döner. Büyük velinin gözlerindeki yaşları gören müritler şaşırır. “Efendim” der içlerinden biri; “Görüyoruz ki siz de üzülmektesiniz. Hâl böyle iken neden hünkârımızı kabul etmediniz; hem o, hem siz üzüldünüz.” Ebü'l-Vefa Hazretleri; “Bu dünya her arzunun tecelli mekânı değildir. Padişahımızı ziyarete kabul etmedik çünkü korktuk. Hünkârımızın gönlünde nice yıllardır dervişlik hasreti durur. Onu sohbetimize dâhil etmedik. Çünkü sohbetten hâsıl olacak ilahi rahmet ve muhabbet kendisini cezbeder de devlet işlerini bir kenara bırakır diye korktuk. Hâlbuki bu ümmetin hünkârımız gibi devlet adamlarına ihtiyacı vardır. O devletin başı, biz ise onun dua ordusuyuz. Onu sohbetimize dâhil etmekten korktuk; zira dergâhımıza devam etseydi dahi burası hediyelerle, dünyalık metalarla dolup taşardı. Dervişlerimizin gönlü bu hâle tahammül edemez, dünyaya meyleder, dergâhımız bir padişahı kaldıramaz diye korktuk.” buyurarak, dervişleri ince görüşüne bir kez daha hayran bırakır.


Yıllar sonra Sultan’ın vefat haberini bildirmek üzere gelen müride getirdiği haberi söyletmeden, ilahî ilham ile kendisine bildirildiğini; “Bugün görüşmek günüdür. Padişah efendimize çektiğimiz hasretlik yeter.” buyurarak ifade eden Ebü'l-Vefa (k.s), yüz yüze görüşemediği büyük padişahın cenaze namazını bizzat kıldırmış, gönlündeki hasreti bu vesile ile gidermiştir. 


Mostar Dergisi,Mümin Munis,Sayı 105,Kasım 2013


http://www.dervisler.net/mostar/ebulvefa-ks-ve-fatih-sultan-mehmet-hanrah-t35506.0.html 

13 Şubat 2015 Cuma

Allah'ın isimlerini zikretmek hayatı kolaylaştırıyor.




Allah'ın isimlerini zikretmek hayatı kolaylaştırıyor.


Allah'ın 99 ismini zikretmek insanın gündelik hayatını değiştiriyor. Akademisyenler ve doktorlar bu konuda hemfikir. Mesela sabırsız biri 'Ya Sabır' çekerek sabırlı olmayı başarabilir. Peki hangi ismi, günde kaç kez ve hangi halimiz için zikretmemiz gerekir? İşte cevabı.


Merhametsizlere 'Er Rahim', 'Er Rahman', aşırı sinirlilere 'El Halim', sevgi ve muhabbeti az olanlara 'El Vedud', nereye gideceğini bilemeyenlere 'Er Reşid, sıkıntı içinde olanlara 'El Vekil'... Esmaül Hüsna yani Allah'ın isim ve sıfatlarını günlük hayatta zikretmenin insana pratik yararları var. Bu konuda ilahiyatçılar da doktorlar da hemfikir. Esmaü'l Hüsna üzerinde araştırma yapan isimlerden Dr. Ender Saraç sinirli birinin 'El-Halim' esmasını çekerek daha halim selim biri olabileceğine inanıyor. Tıpkı sabırsız birinin 'Ya Sabır' çekerek sabırlı olmayı becerebilmesi, merhametsiz birinin 'Er-Rahman, Er-Rahim' çekerek merhamet sahibi olmayı başardığı gibi.


Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülaziz Hatip'e göre Allah'ı, isim ve sıfatlarıyla tanımak, O'nu her an yanında hissetmek, insan için büyük bir emniyet ve saadet vesilesi. Kişi inandığı Allah'ın isimlerini ve manalarını bilmekle vasıtasız olarak O'nunla bir nevi dostluk ve diyalog kurma imkanı bulmuş olur.


Bu güzel isimlerin bir kısmı Cenab-ı Hakk'ın varlığını ispat eder. Allah'ın Hayy, Baki, Kayyum gibi sıfatları onun varlığını inkar edenleri reddeder. Bazı sıfatları ise birliğini ispat eder. Vahid, Ehad, Samed, Ganiyy gibi. Güzel isimlerinin bir kısmı bütün varlıkların vücut bulmasında tek sebebin Cenab-ı Hak olduğunu ispat eder. Halik, Bari, Musavvir, Kavi gibi. İsimlerin bir kısmı da bütün âlemi tedbir ve idare edenin sadece Allah olduğunu gösterir. Bir kısmı da onun bütün noksan sıfatlardan uzak olduğunu, hiçbir varlığa benzemediğini ve kimseye muhtaç olmadığını ispat eder. Kuddus, Muhit, Mecid gibi.


Allah'ın her biri sonsuz sırlar taşıyan isimleri, aynı zamanda kullarının ona yöneldiği birer kapı mahiyetinde. Farklı ihtiyaçlar içindeki insanlar, o derdinin devası olan ilâhî ismi zikrederek Allah'a halini arz eder. Mesela hasta olan bir insan, "Rahîm ve Raûf" veya "Şâfî ve Muâfî" isimleriyle; ihtiyaç sahibi fakir bir insan "Rezzâk, Fettâh, Kerîm ve Vehhâb" isimleriyle; ilme ihtiyaç duyan bir insan "Allâmu'l-Guyûb" ismiyle; hidayete mazhar olmak isteyen bir insan "Hâdî ve Nûr" isimleriyle; sabırlı olmak isteyen bir insan da "Sabûr" ismiyle duada bulunur.


Her insanda bir ismin tecellisi ön palana çıkabilir mi?


Fahrettin Razi'nin açıklamasına göre Allah'ın isimlerinden her birisi belli bir manaya delalet eder. Hangi ruha o mana galip gelirse o ruhun o isimle daha sıkı münasebeti bulunur. Üstelik o ismi zikretmeye devam ederse süratle o isimden istifade eder. Ancak burada insanın aklına hemen "Hangi Esma'yı günde kaç kez zikretmeliyim?" sorusu geliyor. Uzmanlar, 'İnsanlar hangi ismine ihtiyaç duyuyorlarsa bu ihtiyacı ölçüsünde Allah'ı anmalı' cevabını veriyor. Ama bizim aşağıda vereceğimiz rakamlar genelde ilgili ismin ebced hesabı yapılarak elde edilen rakamlar.


"En güzel isimler Allah'ındır, o halde bu isimlerle O'na dua edin. O'nun isimleri konusunda haktan sapanları terk edin. Onlar işlediklerinin cezasını çekeceklerdir." (Ar'af, 180)


"O'dur Allah, O'ndan başka yoktur ilah. En güzel isimler ve vasıflar O'nundur." (Taha, 8)


Her ismin kainatta bir karşılığı var


Prof.Dr.Abdulaziz Hatip (Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi):Bazı müfessirlere göre "Âdem'e öğretilen isimler" de Esmâ-i Hüsnâ'dır. Yani bu mübarek isimlerin her biri kâinattaki bir fennin, bir ilim dalının hakikat ve temelini teşkil eder. Meselâ, hukuk ve adalet ilmi Adl ismine, iktisat ilmi Rezzak ismine dayanır. Böylece Hz. Adem'e, bütün ilmî ve fennî kemâlât, inkişaf ve terakkilerin özü, çekirdeği ve yeteneği tevdi edilmiştir. Adem neslinin geliştirdiği bütün maddî ve kevnî terakkiler, bu ilk öğretimin güzel meyveleridir. Meleklere karşı insan nev'i olarak bize üstünlük kazandıran da budur.


Genç ve diri kalmak için El-Hayy.


Dr. Ender Saraç (Ayurveda uzmanı): Dünya gezegeninde her şey sonuçta bu 99 ismin tecellisidir. İnsanlarda bu esmaların tecellilerini farklı şekillerde görüyoruz. İnsanlar kendi üzerlerinde hangi esmaların tecellilerini görmek istiyorlarsa onu vird edinebilirler. Ama bazı esmalar kokteyl halinde zikredilebilir. Bu da sinerjik bir etki bırakır. Mesela 'Er-Rahman Er-Rahim, Ya Fettah Ya Rezzak beraber çekilebilir. Bir de benim çok sevdiğim bir anti ageng esması var. El-Hayy... Genç ve diri kalmak için çekilebilir.


İnsanoğlu, bu isimlere muhtaçtır


Süleyman Sargın (Kürsü sayfası editörü):İnsan Esmâ-i İlahiye ile devamlı bir münasebet içindedir. Onun Esmâ-i İlahiye'ye dayanarak, kendisinde hâkim olan ismi vird edinip her gün çekmesi, o insanın dualarının kabulüne ve mânevî terakki adına ilerlemesine vesile olabilir. İnsan, Allah'ın sıfatlarını bildiren isimlere muhtaçtır. Kişi, çeşitli durumlarda vaziyetine en münasip olan bir ismiyle Rabb'ine niyazda bulunmak ister. Bu isimlerin olmaması halinde insanın O'nunla irtibatı eksik kalır.



İSM-İ CELİL(ESMA-UL HUSNA) 


Allah'tan her türlü istek,tüm duaların kabul olması.



Tesbih adedi,Tesbih niyeti.


Er-Rahmân(298 defa çekilir)Dünyada ve ahirette Allah'ın sevgisini kazanmak. 

Er-Rahîm(258 defa çekilir)Maddî ve manevî rızka nail olmak. 

El-Melik(90)Maddî ve manevî güçlü olmak, insanlara sözlerini anlatıp dinletebilmek, emir sahibi olmak.

El-Kuddûs(170)Maddî ve manevî her türlü temizlik, kalp temizliği, ruhî hastalıklardan iyileşmek. 

Es-Selâm(131)Korkulan her şeyden emin olmak ve esenliğe çıkmak. 

El-Mü'min(137)Güvende olma, güvenilir insan olmak, kötü hastalıklara düşmemek. 

El-Muheymin(145)İnsanlardan korunmak ve onların düşüncelerine akıl erdirebilmek. 

El-Aziz(94)Düşmanlara galip gelmek. 

El-Cebbâr(206)İstek ve arzuların olması, insanların ve cinlerin şerrinden emin olmak. 

El-Mütekebbir(662)İzzet, refah ve gerçek büyüklüğe erişmek, halk tarafından sevilmek. 

El-Hâlık(731)İşlerde üzüntü ve sıkıntıdan kurtulmak, başarılı olmak. 

El-Bâri(214)İşte başarılı olmak, maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulmak. 

El-Musavvir(336)Maksat ve meramına ulaşmak ve ifade etmek, en zor işleri başarmak ve bir işte uzmanlaşmak. 

El-Gaffâr(1.281)Bağışlanmak ve günahlardan korunmak. 

El-Kahhâr(306)Zalimlerin ve din düşmanlarının kahrından kurtulmak. El-Vehhâb(14)Sıkıntısız ve maddî açıdan rahat bir hayat sürmek. 

Er-Rezzâk(308)Bol rızıklı bir ömür geçirmek. 

El-Fettâh(489)Maddî ve manevî hayır kapılarının açılması, ticarette başarıya ulaşmak. 

El-Alim(150)İlim zenginliği için. 

El-Kâbid(903)Zalimin zulmünden kurtulmak. 

El-Bâsit(72)Rızkının genişlemesi ve bereketin artması.

El-Hafid(1.481)Kötüden, kötülerden ve belalardan korunmak. 

Er-Rafi'(351)İnsanlar içinde ve işinde yükselmek, tevazu sahibi olmak. 

El-Muiz(117)Fakir ve zelillikten kurtulmak. 

El-Muzil(770)Düşmanları zelil etmek. 

Es-Semi'(180)Duaların kabul olması. 

El-Basir(302-112)Acziyetin kalkması, basiretli olmak. 

El-Hakem(68)Haklı davasını kazanmak, insanlar arasında hak ile hüküm vermek. 

El-Adl(104)Adaletli olmak, haklı davayı kazanmak. 

El-Latîf(129)Dileklerin olması, kısmet ve rızkın artması. 

El-Habîr(812)Hafıza ve idrakin genişlemesi. 

El-Halîm(88)Ahlâk güzelliği ve yumuşak huylu olmak, hiddet ve sinirin gitmesi.

El-Azîm(1.020)Sözünün tesirli olması ve sözü dinlenir olmak. 

El-Gafûr(1.286)Günahların affı ve kötü ahlâktan korunmak. 

Eş-Şekûr(526)Talihin açıklığı, kendine verilen nimetlerin şükrünü eda etmek, bol rızık için. 

El-Aliyy(110)Zilletten kurtulmak,ilim, derecelerin artması. 

El-Kebîr(232)Maddî ve manevî büyüklük, hürmet sahibi olmak. 

El-Hafîz(998)Nefsinin ve malının korunması. 

El-Mukît(550)Muhtaç olunan şeyi kazanmak ve rızık. 

El-Hasîb(80)Herkese karşı açık alınlı olmak. 

El-Celîl(73-5.329)Gerçek yüceliğe erişmek, zalim ve zorbayı zelil etmek. 

El-Kerîm(270)Bol rızık sahibi olmak, cömert olmak ve kolaylıklara nail olmak. 

Er-Rakîb(312)Her işte Allah'ın koruması altında olmak, bunu hissetmek, hafızasının kuvvetlenmesi. 

El-Mücîb(55-3.025)Duaların kabul olunması. 

El-Vâsi'(137)Ömür uzunluğu, sıhhat ve rızık genişliği için. 

El-Hakîm(78-6.084)İlim ve hikmet sahibi olmak,uzağı görmek, hikmetli iş yapmak. 

El-Vedûd(20-400)İnsanların sevgisini kazanmak. 

El-Mecîd(57-3.249)İzzet ve şerefin artması. 

El-Bâis(573)Kuvvetli irade ve alacaklarını almak. 

Eş-Şehîd(319)Şehid olmak, heybetli olmak, halk arasında sevilmek. 

El-Hak(108)Sağlam bir imana ve doğru bir ibadet hayatına sahip olmak, başladığı işin sonunun gelmesi. 

El-Vekîl(66)Allah'tan her türlü yardım görmek. 

El-Kavî(116)Kansızlık ve vücudun güçlü olması, zor işleri kolaylıkla halletmek. 

El-Metîn(500)Maddî ve manevî dayanıklı, sağlam ve iradeli olmak, hastalıklardan kurtulmak. 

El-Veliyy(46-2.116)Her işte Allah'ın yardımını istemek. 

El-Hamîd(62-3.844)Kazancın genişlemesi, Allah'ı çokça hamd etmek için yardım istemek. 

El-Muhsî(148)Zekânın kuvvetli olması. 

El-Mübdi(57)Her işte muvaffak olmak, ummadığı yerden yardım gelmesi.

El-Muîd(124)Elden kaçanı geri kazanmak, Allah'ın ahirette yeniden dirilme hakikatini ruhlarımıza duyurması. 

El-Muhyî(68)İşlerin başarılı olması, hastalıklardan kurtulmak. 

El-Mumît(490)Harama bakmamak, kötülüklerden vazgeçmek, devamlı ahireti hatırlamak. 

El-Hay(18-324)Sözün tesirli olması, sözü dinlenir olmak. 

El-Kayyûm(156)Bütün işlerde yardımı Allah'tan beklemek, isteklere nail olmak, rızkın devamlı olması. 

El-Vâcid(14-196)Aradığını ve kaybettiğini bulmak. 

El-Mâcid(48)Kazancın bolluğu ve şerefli bir hayat sahibi olmak. 

El-Vâhid/El-Ehad(19-3.669)Kalbin uyanıklığı, isteklerin olması. 

Es-Samed(134)Hiç kimseye muhtaç olmamak. 

El-Kâdir(305)İstediğini yapmaya güç yetirmek. 

El-Muktedir(744)Her işte başarılı olmak. 

El-Mukaddim(184)Daima yükselmek. 

El-Muahhir(847)Kötü ve belalı birinin veya bir işin kendinden uzaklaşması. 

El-Evvel(37)Her hayır işinde birinci olmak. 

El-Âhir(801)Ömrün uzun olması. 

Ez Zâhir(1.106)Her meselenin zuhuru, açıklığı, gizli olmaması. 

El-Müteâlî(551)İstediği makama gelmek ve yüceliğe ermek. 

El-Bâtın(62)Nefsi mutmain ve kalbi geniş olmak, iç rahatlığının artması. 

El-Vâlî(47)Sözünün tesirli olması, insanların kendini sevmesi. 

El-Berr(202)Her halukarda iyilik bulmak. 

Et-Tevvâb(409)Tövbelerin kabul olması. 

El-Müntekım(630)Zulüm ve fenalıklardan korunmak. 

El-Afuvv(156)Rızık bolluğu, kalp huzuru, affedilmek. 

Er-Raûf(287)Merhametinin artması, hiçbir varlıktan zarar görmemek. 

Mâlikü'l-Mülk(212)Mal ve kazanca zarar gelmemesi, maddî ve manevî derecelerin artması. 

Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm(1.100)İşlerin kolay ve âsân olması, insanların kendini sevmesi.

El-Muksit(209)Eşlerin arasını düzeltmek ve adaletli olmak. 

El-Câmi(114)Küsleri barıştırmak ve hayırların birleşip toplanması. 

El-Ganî(1.060)Gerçek zenginlik, servet ve geniş rızık, insanlar tarafından sevilmek.

El-Muğnî(1.100)Geçim genişliği, bol rızık ve zenginlik. 

El-Mâni'(161)Kaza ve belalardan emin olmak. 

Ed-Dârr(1.001)Zararlı kişilerden emin olmak ve onları Allah'a havale etmek. 

En-Nâfi'(201)Hastalıklardan korunmak, şifa bulmak, zararlardan uzak durmak. 

En-Nûr(256)Doğruyu ve yanlışı görüp kalp nuruna sahip olmak. 

El-Hâdî(20-400)Doğru yolu bulmak ve çocuklarının serkeş olmaması. 

El-Bedî'(86)Allah'ın yardımına nail olmak, maddî ve manevî güzellik için. 

El-Bâkî(113)Ömrün uzunluğu ve sağlıklı olmak. 

El-Vâris(707)Uzun ömür, bol mal, şeref ve rızık sahibi olmak. 

Er-Reşîd(514)Güzel ahlâk sahibi olmak, kötü alışkanlıklardan korunmak.

Es-Sabûr(298)Başladığı işi kolay bitirmek, sinirini yenmek ve sabırlı olmak.